Untitled Document
 
   
 


 


 

 


Su, kendine sırdaş arıyordu.
Önce buluta verdi sırrını. Ağır geldi sır buluta.
Gün oldu, sağnak sağnak döktü suyun tüm sırlarını.
Sonra göle gitti su. Ona anlattı derdini.
Bu arada bulut, suyun sırrını yağmur yapıp, dolu yapıp
kar yapıp savurduğu için, zaman zaman taşıyordu göl
ve suyun sırrı iyice açığa çıkıyordu.



Sonra nehire verdi su sırrını.
Nehir aldı suyun sırrını, çekip gitti.
Dereye verdi sırrı. Dere biraz daha yavaş olsada nehirden
o da götürdü suyun sırrını bir başka bilinmeze.
Çağlayanlar, şelaleler, akarsular..
Hepsi kayboluyordu bir anda.



Sonra birgün su takip etti dereyi.
Dere okyanusa kavuşunca farketti su,
bütün sırlarının akarsularda, çağlayanlarla,
ırmaklarla okyanusa taşındığını.



Karar verdi su.
Sırrını okyanusa verecekti. Öyle de yazpı zaten.
Tüm sırlarını okyanusa verdi. Artık suyun sırrını
okyanustan başkası bilmiyordu.
Ne taştı okyanus, ne bir başkasına taşıdı
suyun sırrını, ne de kurudu..



Geçenlerde karşılaştık suyla.
Bir bardaktaydı. Suskundu.
Çok uğraştım konuşturamadım.
Ben tam giderken "Dur ! " dedi su. Durdum !

"Okyanus yürekli dostlar bulmadan
sakın konuşma ! Taşıyamazlar, kaldıramazlar
senin yükünü, canını yakarlar, utandırırlar.." dedi.




Belma Altunok





Grafik Tasarım
©Kumru


 
   
     
     
     
   
www.kumru.net / 2006    












Untitled Document