| |
 |
|

|
| |
Su,
kendine
sırdaş
arıyordu.
Önce
buluta
verdi
sırrını.
Ağır
geldi
sır
buluta.
Gün
oldu,
sağnak
sağnak
döktü
suyun
tüm
sırlarını.
Sonra
göle
gitti
su.
Ona
anlattı
derdini.
Bu
arada
bulut,
suyun
sırrını
yağmur
yapıp,
dolu
yapıp
kar
yapıp
savurduğu
için,
zaman
zaman
taşıyordu
göl
ve
suyun
sırrı
iyice
açığa
çıkıyordu.
Sonra
nehire
verdi
su
sırrını.
Nehir
aldı
suyun
sırrını,
çekip
gitti.
Dereye
verdi
sırrı.
Dere
biraz
daha
yavaş
olsada
nehirden
o
da
götürdü
suyun
sırrını
bir
başka
bilinmeze.
Çağlayanlar,
şelaleler,
akarsular..
Hepsi
kayboluyordu
bir
anda.
Sonra
birgün
su
takip
etti
dereyi.
Dere
okyanusa
kavuşunca
farketti
su,
bütün
sırlarının
akarsularda,
çağlayanlarla,
ırmaklarla
okyanusa
taşındığını.

Karar
verdi
su.
Sırrını
okyanusa
verecekti.
Öyle
de
yazpı
zaten.
Tüm
sırlarını
okyanusa
verdi.
Artık
suyun
sırrını
okyanustan
başkası
bilmiyordu.
Ne
taştı
okyanus,
ne
bir
başkasına
taşıdı
suyun
sırrını,
ne
de
kurudu..

Geçenlerde
karşılaştık
suyla.
Bir
bardaktaydı.
Suskundu.
Çok
uğraştım
konuşturamadım.
Ben
tam
giderken
"Dur
!
"
dedi
su.
Durdum
!
"Okyanus
yürekli
dostlar
bulmadan
sakın
konuşma
!
Taşıyamazlar,
kaldıramazlar
senin
yükünü,
canını
yakarlar,
utandırırlar.."
dedi.
Belma
Altunok
Grafik
Tasarım
©Kumru
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|