| |

Saçına
her
zaman
çiçek
takardı.
Her
zaman...
Çiçek
çoğunlukla
acayip
görünürdü.
Gün
ortasında
bir
çiçek...
Hem
de
iş
yerinde...
Hem
de
önemli
toplantılarda...
Çalıştığım
büyük
ve
yoğun
büronun
grafik
tasarımcısıydı.
Son
derece
modern
döşenmiş
büroya
her
gün
omuz
hizasındaki
saçında
bir
çiçekle
gelirdi.
İş
yerine,
uygun
kıyafetiyle
genellikle
uyumlu,
parlak
renkli
çiçeği
koyu
kahverengi
saçlarının
arkasına
takardı.
Şirketin
yılbaşı
partisi
gibi
kimi
durumlarda
çiçek
kutlamalara
renk
katar,
olaya
uygun
düşerdi.
Ama
iş
yerinde
tuhaf
görünüyordu.

Büroda
daha
"profesyonel"
kimi
kadınlar,
bu
duruma
açık
açık
kızıyor,
birinin
onu
bir
kenara
çekip
iş
dünyasında
"ciddiye
alınmanın
kuralları"ndan
haberdar
etmesi
gerektiğini
düşünüyorlardı.
İçinde
benim
de
bulunduğum
öteki
grup
ise,
bunu
yalnızca
tuhaf
buluyordu
ve
kendi
aramızda
ona
"Çiçek
gücü"
ya
da
"Çiçek
kız"
diyorduk.
Birimiz
diğerine
hafif
çarpık
bir
gülümsemeyle
"Çiçek
gücü,
projenin
başlangıç
tasarımını
tamamlamış
mı?"
diye
sorardı.
Yanıt,
"Elbette.
Harika
bir
iş
çıkarmış,
proje
çiçek
açtı"
diye
gelirdi.
Yüzümüzde
ortak
bir
eğlencenin
bilgiç
gülüşmeleri
olurdu.
O
sırada
bu
alaycılığımızı
masum
buluyorduk.

Bildiğim
kadarıyla,
hiç
kimse
genç
kadının
neden
her
gün
işe
başında
bir
çiçekle
geldiğini
sorgulamamıştı.
Aslına
bakarsanız,
bir
gün
çiçeksiz
gelse
herhalde
neden
çiçeğini
takmadığını
sorgulardık.
Bir
gün
öyle
oldu.
Büroma
bir
proje
getirmişti
ve
çiçeğinin
başında
olmadığını
fark
edip
sordum:
"Bugün
saçına
çiçek
takmamışsın"
dedim.
"Gözümüz
buna
o
denli
alışmış
ki,
şimdi
sende
bir
eksik
var
gibi
geliyor."
Yavaşça,
biraz
da
hüzünlü
bir
biçimde
"Haklısın"
dedi.
Bu
onun
neşeli
ve
canlı
kişiliğine
uymuyordu.
Bir
anda
odayı
kaplayan
sessizlik
rahatsız
edici
ve
kışkırtıcıydı.
"Sen
iyi
misin?"
"İyiyim"
yanıtı
beklememe
karşın,
girdiğim
alanda
unutulmuş
bir
çiçekten
daha
fazlası
olduğunu
seziyordum.
Anılarla
ve
hüzünle
yüklü
bir
ifadeyle,
yumuşak
bir
sesle,
"Şey,
bugün
annemin
ölüm
yıldönümü"
dedi.
"Onu
çok
özlüyorum.
Bu
yüzden
biraz
hüzünlüyüm."
Ona
acıyordum,
ama
duygusal
sulara
girmek
de
istemiyordum.
"Anlıyorum"
dedim.
"Eminim
bu
konuyu
konuşmak
senin
için
çok
zordur"
diye
sürdürdüm.
Mesleki
yönüm,
konuyu
kapatmasını
diliyordu,
fakat
kalbim
konuşulacak
daha
çok
şey
olduğunu
biliyordu.
"Yo,
pek
değil,
gerçekten.
Bugün
aşırı
hassas
olduğumun
farkındayım.
Sanırım
bu
bir
yas
günü"
dedi
ve
bana
öyküsünü
anlatmaya
koyuldu.
"Annem
kansere
yenik
düşmek
üzere
olduğunu
biliyordu.
Öldüğünde
ben
15
yaşındaydım.
Birbirimize
çok
yakındık.
O
denli
sevgi
dolu
ve
vericiydi
ki...
Ölmek
üzere
olduğunu
bildiği
için
16
yaşından
25
yaşına
dek
her
yıl
doğum
günümde
izlemem
için
bana
doğum
günü
mesajları
kaydetmiş.
Bugün
benim
25Õinci
yaş
günüm
ve
sabah
annemin
bugün
için
özel
olarak
kaydettiği
video
kaseti
izledim.
Sanırım
hâlâ
izlediklerimin
etkisi
altındayım.
Onun
yaşamda
olmasını
isterdim."
Ona
büyük
bir
yakınlık
duyuyordum.
"Seni
çok
iyi
anlıyorum"
dedim.
"Nezaketine
teşekkür
ederim"
diye
yanıt
verdi.
"Ha,
çiçeğimi
neden
takmadığımı
sormuştun.
Ben
küçük
bir
kızken
annem
saçıma
çiçek
takardı.
Hastanede
yattığı
günlerden
birinde
ona
bahçemizden
bir
gül
götürdüm.
Çiçeği
koklaması
için
burnuna
doğru
tutuyordum.
O
sırada
çiçeği
elimden
aldı,
hiçbir
şey
söylemeden
beni
kendine
doğru
çekti,
saçlarımı
okşadı
ve
küçük
bir
kızken
yaptığı
gibi
çiçeği
saçıma
taktı.
Annem
aynı
gün
öldü."
Bunları
söylerken
gözleri
yaşarmıştı.
"O
zamandan
buyana
saçıma
her
gün
bir
çiçek
takıyorum.
Çiçek,
bana
onun
ruhen
de
olsa
yanımda
olduğunu
duyumsattırıyordu."
Derin
bir
soluk
aldı.
"Bugün
25'inci
doğum
günüm
için
hazırladığı
kaseti
izledim.
Ben
büyürken
yanımda
olamadığı
için
özür
diliyor,
iyi
bir
anne
olduğunu
umduğunu
söylüyordu.
Bir
de
benden
artık
kendi
kendime
yettiğimi
gösteren
bir
işaret
istiyordu.
Annemin
tarzı
buydu."
Yüzünde
anıların
canlandırdığı
bir
gülümsemeyle
bana
baktı.
"Çok
akıllıydı."
Başımla
onayladım:
"Evet,
çok
akıllıca."
"Ben
de
bu
işaretin
ne
olabileceğini
düşündüm.
Ve
çiçeğin
artık
gitmesi
zorunluymuş
gibi
geldi.
Ama
onu
ve
benim
için
simgelediği
şeyleri
çok
özleyeceğim."
Ela
gözlerini
başka
yöne
çevirdi
ve
sözlerini
sürdürdü:
"Böyle
bir
annem
olduğu
için
çok
şanslıyım."
Sesi
uzaklaşmış
gibiyken
yeniden
göz
göze
geldik
ve
yüzünde
hüzünlü
bir
gülümseme
gördüm.
"Ama
bunları
anımsamak
için
çiçeğe
gereksinimim
yok.
Bunu
biliyorum.
Çiçek,
yalnızca
değerli
anılarımın
bir
işaretiydi.
Çiçek
olmasa
da
anılarım
yerlerinde
duruyorlar.
Yine
de
çiçeğimi
özleyeceğim...
Neyse,
proje
burada.
Umarım
onu
beğenirsin."
Bana
özenle
hazırlanmış
dosyayı
uzattı.
Kağıdın
altında
adıyla
birlikte
eliyle
çizdiği
bir
çiçek
resmi
vardı.
Bu,
onun
imzasıydı.

Gençliğimde
"Birini
yargılamadan
önce
kendini
onun
yerine
koy"
sözünü
çok
duymuştum.
Saçına
çiçek
takan
bu
genç
kadına
karşı
ne
denli
duyarsız
olduğumu
düşündüm.
Bunu,
hiçbir
şey
bilmeden,
genç
kadının
kaderinden
ve
uğradığı
şanssızlıktan
haberim
olmadan
yapmıştım.
Şirketimin
içini
dışını
çok
iyi
bilmekle
övünürdüm
ve
her
bir
rolün
ve
işlevin
bir
ötekini
nasıl
etkilediğini
bildiğimi
sanırdım.
İnsanın
kişisel
yaşamının
mesleki
yaşamıyla
ilgisi
olmadığına
ve
işe
gelirken
kişisel
yaşamın
kapıda
bırakılması
gerektiğine
inanmam
ne
kadar
acı...
O
gün,
o
genç
kadının
saçına
taktığı
çiçeğin,
dışarıya
verdiği
sevginin
bir
simgesi
olduğunu,
kendisi
genç
bir
kızken
yitirdiği
genç
annesine
bağlı
kalmak
için
keşfettiği
bir
yol
olduğunu
öğrendim.

Tamamladığı
projeye
göz
gezdirdim
ve
bu
projenin,
var
olma
duygusunu
bu
denli
derin
yaşama
yetisine
sahip
biri
tarafından
hazırlandığı
için
gurur
duydum.
Onun
yaptığı
işlerin
her
zaman
mükemmel
olması
şaşırtıcı
değildi.
O
her
günü
kalbinde
yaşıyordu
ve
benim
de
kalbime
yeniden
yolculuk
yapmamı
sağladı.

Yazarı
Bilinmiyor

Grafik
Tasarım:
©Kumru
Orjinal
Resim:
©Johanna
Pietermann
Orjinal
Midi:
©V.Falcom
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|