Untitled Document
 
   
 



 




  Yağmurlu ve soğuk bir kış günü,
yırtık pırtık paltolar giymiş üç çocuk kapımı çaldı.
"Eski gazeteniz var mı bayan?"
Çok işim vardı. Önce "Hayır" demek istedim
ama ayaklarına gözüm ilişince sustum.
Üçünün de ayaklarında eski sandaletler vardı
ve ayakları su içindeydi.
"İçeri girin de size kakao yapayım." dedim.
Hiç konuşmuyorlardı. Islak ayakkabıları halıda
iz bırakmıştı. Kakaonun yanında reçel-ekmek de
hazırladım onlara. Belki dışarıdaki soğuğu
unutturabilir, azıcık da olsa ısıtabilirdim minikleri.
Onlar şömenenin önünde karınlarını doyururken,
ben de mutfağa döndüm ve yarıda bıraktığım
işleri yapmaya koyuldum. Sonra, oturma odasındaki
sessizlik dikkatimi çekti. Kafamı içeriye uzattım,
küçük kız elindeki boş fincana bakıyordu.
Sonra bana döndü ve "Bayan, siz zengin misiniz?"
diye sordu. "Zengin mi?.. Yo hayır!" diye cevaplarken gözlerim bir an ayağımdaki eski terliklere kaydı.
Küçük kız elindeki fincanı tabağına dikkatle
yerleştirdi ve "Sizin fincanlarınız ve fincan
tabaklarınız takım." dedi. Sesindeki açlık, karın
açlığına benzemiyordu. Sonra gazetelerini alıp
çıktılar dışarıdaki soğuğa. Teşekkür bile
etmemişlerdi ama buna gerek de yoktu.
Teşekkür etmekten daha öte bir şey
yapmışlardı. Düz mavi fincanlarım ve fincan
tabaklarım takımdı. Pişirdiğim patatesin
tadına baktım. Sıcaktı patatesler. Başımızı
sokacak evimiz vardı. Bir eşim vardı ve
eşimin de bir işi. Hayatım, fincanlarım ve
fincan tabaklarım gibi uyum içindeydi.
Sandalyeleri şöminenin önünden kaldırıp,
yerlerine yerleştirdim. Çocukların ayaklarından
bulaşan çamur izleri halının üzerindeydi hala.
Silmedim ayak izlerini. Silmeyeceğim de.
Olur ya, unutuveririm ne denli zengin olduğumu.

.. ve bu öyküye yakışan çok güzel bir
Arap Özdeyişi:
"Ayakkabım yok diye üzülüyordum;
ta ki, ayaksız bir insan görene kadar."


Yazarı Bilinmiyor




Grafik Tasarım ve Animasyon
©Kumru

©www.kumru.net / 2010





 

 
 

Untitled Document