| |

  
| |

Mumcu
Sabit
Efendi,
atadan
gördüğü
mesleği
dükkânında
devam
ettiriyordu.
Akşam
olunca
her
zamanki
gibi
dükkânını
kapayıp
evine
doğru
yollandı.
Dedesi
mum
kralı
idi.
Babası
kendisinden
daha
zengindi.
Sabit
efendi
ise
şimdi
fakir.
Çünkü
elektrik,
havagazı,
petrol
kullanımı
arttıkça
Sabit
Efendi'nin
mum
satışları
azaldıkça
azaldı.
Sabit
efendi
dükkândan
çıktıktan
sonra
farelerin
dükkândaki
cümbüşü
başladı.
Fareler
bir
yandan
oynaşmaya
diğer
yandan
mumları
kemirmeye
devam
ettiler.
Bekçi
Sarman
gelince
çil
yavrusu
gibi
dağılmak
zorunda
kaldılar.
Bunların
içinden
genç
bir
fare
komşu
duvarını
aşarak
yürüdü,
yürüdü
nihayet
elektrik
dairesine
girdi
.
Her
taraf
kablolarla
doluydu.
Başladı
kemirmeye.
Kemirdikçe
hoşuna
gitti,
hoşuna
gittikçe
daha
çok
kemirdi.
Birden
bire
Beyazıt'tan
Fatih'e
kadar
her
yerin
elektriği
kesildi.
Bir
Ramazan
gecesiydi.
Herkes
"mum,
mum!
diyerek
sokağa
fırladı.
Mum
bir
anda
büyük
bir
çölde
bir
bardak
su
gibi
kıymetlendi.
Sabit
efendiyi
evinden
çağırdılar.
Dükkanının
önünde
uzun
kuyruklar
oluştu.
Dükkânda
on
senedir
satılmayan
mumlar,
yarım
saatte
tükendi.
Sabit
efendinin
keyifine
diyecek
yoktu.
"Garip
kuşun
yuvasını
Allah
yapar."
diye
söylendi
ve
akşam
üstü
dükkânı
kaparken
unuttuğu
fare
kapanını
kurdu,
kepenkleri
indirip
gitti.
Sabahleyin,
dükkanı
açtığında
o
genç
fareyi,
ağazında
kablo
ve
kauçuk
kırıntıları
dolu
olarak
kapana
yakalanmış
buldu.
"Bir
düşmandan
kurtuldum."
diye
sevindi.
Kıssadan
hisse:
Şu
dünyada
nice
insan
tanırım
ki,
bu
mumcunun
faresi
gibidir.
Sadri
Ertem
Grafik
Tasarım
&
Animasyon
©Kumru
http://www.kumru.net
/
2008
 |
Remy

 
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|