|


Geçen
Nisan
ayında
büyüdüğüm
çiftliğe,
ailemi
ziyarete
gittiğimde,
yuvamda
olmanın
huzuruyla
çiftliğin
içinde
geziniyordum.
Güney
California'nın
bol
güneşli
sabahlarına
alışkındım.
Sabahın
erken
saatlerinin
serin
meltemi
burnumu,
kulaklarımı
ve ellerimi
okşuyordu.
Babamın
kalın
ceketi
omuzumda
gezinirken
birden
burnuma
leylak
kokusu
geldi.
Biraz
uzağımdaki
leylaklara
dönünce
tümünün
tomurcuklanmış
olduğunu
farkettim.
Hemen
o tarafa
yürümeye
başladım.
Mor
leylakların
tümü
de tomurcuktaydı!
Çocukken
her
bahar
yaptığım
gibi
eğilip
güzel
kokusunu
içime
çektim.
Bahar
gelmişti,
iliklerime
kadar
hissettim
baharı.
Baharın
sıcaklığını,
güzelliğini
ve yenilenme
duygusunu
beraberimde
eve
götürdüm.
Babam
mutfak
masasında
oturmuş,
gazetedeki
piyasa
haberlerini
okuyurdu.
"Bahar
gelmiş!
Leylakların
hepsi
tomurcukta!"
diye
müjde
verdim.
"Leylaklar
tomurcukta
olsun,
olmasın,
kış
bitmedikçe
bahar
gelmez."
dedi
babam.
"Havalar
daha
soğuk
yapar."
Fakat
ben
leylakların
baharı
getirdiğine
olan
inincımı
yitirmeyecek
kadar
iyimserdim.
Birden
bir
hafta
önce
annemin
bana
gönderdiği
kartı,
onları
ziyaret
etmeme
karar
vermemi
sağlayan
kartı
anımsadım.
Annem
moralimin
bozuk
olduğunu
biliyordu.
Kartta
koskocaman
bir
kayanın
üzerinde
açmış
bir
çiçek
resmi
vardı.
Çiçekçik
içinde
bulunduğu
koşullara
karşı,
yaşam
savaşı
veriyordu.
Kartın
içinde
şunlar
yazmıştı
: "Kışın
ortasında
bile,
benim
içimde
bahar
var."
Annem
de altına
"
Bahar
her
zaman
senin
en sevdiğin
mevsimdir.
Her
zaman
da içinde
bahar
vardır."
yazmıştı.

Her
zaman
çok
iyimser
bir
insan
olan
annemin
sözleriydi
bunlar.
O da
kışın
ortasında
içinde
bahar
yaşar.
Bir
seferinde
babam,
"Yine
yağmur
yağıyor!"
dediğinde,
annem
yanıt
olarak,
"Yağmurdan
sonra
nasıl
güzel
kokar
her
yer!"
demişti.
Canı
sıkılmış
olan
babamsa,
"Ama
bugün
çimleri
biçecektim."
deyince,
annem
yanıt
olarak,
"Yağmura
her
zaman
gerek
var.
Her
yer
yemyeşil
olacak
şimdi,"
demişti.
Babam,
"Ama
hava
raporu
bütün
gün
yağacak
diyor."
diye
yakınınca
annem
gülümseyerek,
"O
zaman
bizde
sinemaya
gideriz.
Üç çocuk
bedava
giriyor
bu saatte
biliyorsun
biz
de yarı
fiyatına
göreceğiz
filmi,"
demişti.
Bu konuşmalar
ben
on iki
yaşımdayken
bir
pazar
günü
öğleden
sonra
geçmişti.
Annem
yağmurdan
sonra
hep
gökkuşağının
çıktığını
söylerdi
ve gökkuşağının
altında
bir
çuval
altın
olduğunu.
Onun
neşesini
ve iyimserliğini
her
zaman
takdir
ederdim.
Ve bu
neşesini
ve iyimserliğini
paylaşma
isteğini.
Çocukluğum
boyunca
ve yetişkin
bir
insan
olduktan
sonra
ne zaman
bir
başarı
elde
etsem,
annem
bana
bir
buket
leylak
verirdi
başarımı
kutlamak
için.
Limonların
henüz
olmadığı
ve ne
kadar
şeker
koyarsak
koyalım,
limonata
yapamadığımız
zamanlarda,
iyi
bir
arkadaşımız
öldüğü,
uzun
bir
aşk
ilişkisinin
sona
erdiği,
işlerimizin
iyi
gidip
de daha
iyi
bir
eve
taşındığımız
gibi
günlerde
annemden
bana
her
zaman
bir
buket
leylak
ve yanında
çiçeklerin
hoş
kokusuna
uyacak
bir
şeyler
yazılı
notlar
alırdım.
Bana
her
zaman,
"Bahar
senin
en sevdiğin
mevsimdir."
derdi.
"Her
zaman
da içinde
bahar
vardır."
Verdiği
leylaklar
da sözlerini
doğrulardı.
Leylakları
görüp.
kokularını
alınca,
evimi
ziyaret
etmemin
neden
gerekli
olduğunu
çok
iyi
anladım.
Üzüntülerimden,
yalnızlık
duygumdan,
içinde
bulunduğum
melankoliden
kurtulmam
gerekiyordu.
Artık
yetişkin
bir
insan
olan
kızım
kendi
evine
çıkmıştı.
Artık
benden
millerce
uzakta
yaşıyordu.
Onun
adına
çok
mutluydum,
ama
onu
çok
özlüyordum.
Kapıyı
açıp,
güzel
kelebeğimi
dış
dünyaya
bıraktığımda,
odasını
adeta
kış
rüzgarı
doldurmuştu.
Bir
zamanlar
müziğin
gürültüsü,
kızımın
neşeli
sesi,
parfümünün
güzel
kokusu
(kovboy
çizmelerinden
de berbat
kokusu)
gelirdi
odasından.
O sabah
leylakların
görüntüsü
annemin
sözlerini
anımsattı
bana.
İçimde
kışı
yaşarken,
baharın
ve leylakların
güzelliğini
aklıma
getirmeliydim.
Kızımın
boş
yatağının
üzerinde
yirmi
yıllık
ayılara,bebeklere
bakarken
artık
onun
gittiğini
kabul
etmemeye,
yalnızca
yeni
baharlar
yaşamak
üzere
kendi
yaşamına
uçtuğunu
kabullenmeye
karar
verdim.
Leylaklarla
dolu
bir
yaşama.
O gün
babama
bir
kez
daha,
"Babacığım,
leylaklar
tomurcukta.
Bahar
gelmiş."
dedim.
Bana
tuhaf
tuhaf
bakıp,
"Hmm,"
dedi.
Kaşlarını
çatınca
yüzündeki
ifade
yumuşadı.
"Elbette"
dedi.
"Bahar
gelmiş
olabilir.Leylakların
hepsi
tomurcukta
demedin
mi zaten?"
Ertesi
sabah
sıkı
giyinmek
zorunda
kaldım.
Dışarıda
kar
yağıyordu.
Babam
"Ben
sana
söylememiş
miydim?"
der
gibi
bir
tonla,
"Kar!"
dedi.
"Kışın
bizi
terk
etmeye
pek
niyeti
yok
sanırım."
"Bana
kıştan
söz
etme,"
dedim.
"Leylaklar
tomurcukta.Bahar
geldi."
Bahar
sen
ne güzel
mevsimsin!
Leylakların
güzel
kokusu
içimizdeki
baharı
anımsatıyor
bizlere..
Hangi
mevsimde
olduğumuz
da çok
önemli
değil
babacığım.
İçimdeki
bahar
hiç
bitmiyor
benim.
Bu yüzden
belki
de hayatı
daha
çok
sevmeyi
öğrenebildim.
En kederli
zamanlarımda
bile,
hep
baharı
bekledim...
Ve o
beni
hiç
yanıltmadı.Hatta
bazen
sırf
benim
için
erken
bile
geldiğini
düşünüyorum.
Ben
leylaklı
baharlarımı
seviyorum.
Paula
Rochland

|