| |

 |
|
 |
| |

| |
Daha
henüz
fidandı
su
beklerdi,
güneş
umardı.
Hepsi
bir
yana,
sevgi
beklerdi;
İnsan
olarak
yaratılmış
şanslı
varlıklardan.
Kaderi
belliydi,ya
koparılacak
ya
üstüne
basılacak
ya
da
duygu
taşıyacaktı.
Kırmızıysa
aşk,
sarıysa
ölüm...
Bir
adamın
bahçesinde
yaşardı,fidanın
farkında
olmayan
kocaman
evi,
kocaman
bahçesi
olan
ancak
duygusuz
adamın
biriydi
sahibi....
Umutları
vardı
hayal
kurardı,
etrafında
cıvıl
cıvıl
çocukların
oynadığı,
sevenlerin
el
ele
dolaştığı....
Varsın
evi
bahçesi
küçük
olsundu
ama
kocaman
gönlü
olsundu....
Hayaldi
işte,
ama
hayaller
de
birgün
gerçek
olmazmıydı?
İnanırsan,
can-ı
gönülden
istersen;
neden
olmasındı.
Gün
geçiyordu;
Ama
her
gün
aynıydı
fidan
için...
Bir
tek
bahçıvan
vardı
kendisini
seven...
Bahçenin
sahibi
onları
da
sevmezdi
bağırır
çağırırdı.
Her
akşam
dertleşirler,
ağlaşırlar
koklaşırlardı
bahçıvanla.
Zaman
geçti
fidan
büyümeye
başladı,yüreğinde
umutları
içinde
sarmal
sarmal
kıpkırmızı
yaprakları
oldu.
Tomurcuk
oldu,
gonca
oldu,
yaprak
açtı
ay
yüzlü
kan
kırmızı
yapraklı
,ask
kokulu
narin
bir
gül
oldu..
Çiçekler
hayrandı,her
sabah
yapraklarını
okşayan
saba
rüzgarı,
ona
gıda
veren
güneş,
her
gece
ona
gülümseyen
ay
bile
aşık
oldu
ona.
Cefakar,
fedakar
toprak
ana
gururlandı
yavrusuyla.
Bülbüller
şarkılar
besteledi,
name
name
şakıdı
gül
üstüne,
umut
üstüne,
sevda
üstüne,
aşk
üstüne...
O
gün
hava
kapkaraydı
ne
güneş
vardı
ne
ay
çıkmıştı,
ne
rüzgar
esmiş
ne
bülbül
ötmüştü.
Dostu
bahçıvan
da
ortalarda
yoktu.
Bahçede
matem
havası
vardı.
Fırtına
öncesi
sessizlik
kaplamıştı
her
yeri,
gece
de
baykuş
feryat
etmişti.
Bu
hal
uzun
sürmedi
haber
bahçeye
bomba
gibi
düştü.
Bahçe
sahibi
ölmüştü
ve
onun
cenazesine
gönderilmek
üzere
bahçedeki
tüm
çiçekler
kesilecekti.
Çiçekler
ağlamaya
feryat
etmeye
başladılar,
herkes
birbirini
teselli
etmeye
çalıştı
ama
elden
ne
gelirdi
ki,
kader...
Hele
gül
çok
üzgündü
böyle
mi
olacaktı
hayalleri
umutları
vardı.
Sevenlere
aracı
olacak,
aşk
nameleri
duyacaktı
onlardan..
Buseler
konduracaklardı,
kıpkırmızı
ateşli
dudaklardan,
kan
kırmızısı
yapraklarına...Allahım
diyordu
şebnem
şebnem
gözyaşıyla
ağlayarak..
Ve
zaman
geldi
çattı
bahçıvan
dostu
ağlayarak
teker
teker
kesmeye
başladı
yıllardır
elleriyle
suladığı,
gözü
gibi
baktığı,
sevgiyle
büyüttüğü
kuzucuklarını...
Sıra
güle
gelmişti,
öptü
kokladı.
Kolay
şeymiydi
canından
parçayı
koparıp
atmak
..
Ağlaştılar
veda
ettiler.
Adamın
gözünden
düşen
damlalar,
gülün
yapraklarına
düştü.
Ağladı
ağladı
ağladı.
Bülbül
acı
acı
öttü,
rüzgar
son
defa
okşadı.
Gül
gözlerini
kapattı
ve
celladının
darbesini
beklemeye
başladı....
Bahçıvan
bıçağı
kaldırdı,
Gül
boynunu
uzattı.
Vur!
dedi;
vur!
dost
elinden
ölüm
bile
olsa
kabulümdür
vur..
Hayır
hayır
yapamam
dedi
bahçıvan
..
O
anda
kararını
verdi.
Gülü
toprak
anası
ile
aldı
ve
saksıya
yerleştirdi.
Hızla
evine
götürdü.
Karısı
çok
sevindi.
Çünkü
o
gün
evlilik
yıldönümleriydi.
Gül
Allaha
şükür
etti,
hayalleri
gerçek
olmuş,
duaları
kabul
olmuştu.
Artık
bir
ailesi
vardı
sevgi
dolu
çocuk
seslerinin
ve
aşk
namelerinin
var
olduğu.
Sahibi
fakirdi
ve
gülün
bir
karış
toprağı
vardı,
ama
ne
önemi
vardı
ki....
Sahibinin,
sonsuz
ve
sınırsız
sevgi
dolu
gönül
bahçeleri
vardı


Grafik
Tasarım
©Kumru
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|