 |
| |
| |
| |
 |
 |
Evvel
zaman
içinde
ayın bir
parçasını
isteyen
bir kadın
varmış.
Aslında
azıcık
ay tozu
bile
yeterliymiş
ona. Olanaksız
bir düş
değilmiş
onunki,
garip
bile değilmiş.
Aya giden
adamlar
tanıyormuş,çünkü
o vakitler
modaymış
aya gitmek.
Şimdi
bulunduğumuz
yerden
pek uzak
olmayan
bir yerden
hareket
edermiş
adamlar;
çok yüksek
roketlerin
üstüne
yerleştirilmiş
delikten
gemilere
binerlermiş.Ne
zaman
gümbürdeyen,çevresine
ateşten
çiçekler
saçarak
fırlayan
bir roket
atılsa
gökyüzüne,
kadın
mutluluktan
deli olurmuş.
"Fırla!Hadi!Hadi!"diye
haykırırmış
roketin
ardından.
Sonra
da
üç gün
üç gece
karanlığın
içinde
uçan adamların
yolculuğunu
coşkuyla,
kıskançlıkla
izlermiş.Onlar
için ay
bilimsel
bir olay,
teknolojik
bir başarıdan
başka
birşey
değilmiş.Yolculuk
sırasında
şiirsel
bir tek
söz etmezlermiş,yalnız
rakamlar,
formüller,
sıkıcı
birtakım
bilgiler.Biraz
insanlıklarını
anımsadıklarında
dünyadaki
en son
futbol
maçlarının
sonuçlarını
sorarlarmış.Hele
aya ayak
bastıktan
sonra
daha da
az söz
çıkarmış
ağızlarından.Önceden
hazırlanmış
bir iki
cümle
söyleyip,tenekeden
bir
bayrak
dikerler,robotumsu
devinimlerle
bir garip
tören
yaparlarmış.
Sonunda
geri gelirlermiş
bir yığın
taşla
ve tozla.
Ay taşları,ay
tozu...
Kadının
düşlediği
toz. Onları
bir daha
gördüğünde
yalvarmış,
"Bana
biraz
ay verirmisiniz?Sizde
o kadar
çok ki!"
Ama hep
aynı karşılığı
alırmış:Veremeyiz,yasaktır.
Ay parçaları
hep laboratuvarlarda
ya da
aya gitmeyi
bilimsel
bir olaydan,
teknolojik
bir başarıdan
başka
şey saymayan
kişilerin
masalarının
üstünde
kalırmış.
 
...
Gene de
aralarında
bir tanesi
bana ötekilerden
daha iyi
görünmüştü.
Gülmesini,ağlamasını
bildiği
için.Ufak
tefek,
çirkin,dişleri
birbirinden
ayrık
ve yüreğinde
korku
olan bir
adamdı.
Korkusunu
saklamak
için güler,gülünç
şapkalar
giyerdi.Bu
da ona
ruha benzer
bir şey
vermişti.Bu
yüzden
onun arkadaşıydım,birde
ayı haketmediğini
bildiği
için.
Her görüştüğümüzde
söylenir
dururdu:"Oraya
çıktığımda
ne
diyeceğim.Şair
değilim
ki,derin,güzel
şeyler
söylemesini
bilmem
ki..."
Aya doğru
yola çıkmazdan
bir iki
gün önce
bana
veda etmeye
geldi,aya
vardığında
ne diyebileceğini
de sordu.
Gerçek
olan,dürüst
içten
birşeyler
demesini
söyledim;örneğin
korkuyla
dolu küçücük
bir adam
olduğunu
söyle
dedim.
Sevdi
bunu ve
yemin
etti:
"Geri
dönersem
eğer sana
biraz
ay getireceğim.Ay
tozu!"
Gitti
ve döndü.Ama
döndüğünde
değişmişti.
Verdiği
sözü ona
anımsatmak
için telefon
ettiğimde
kaçamak
karşılıklar
verdi
hep.Derken
bir gün
evine
yemeğe
çağırdı
beni.
Sonunda
bana biraz
ay vereceğini
düşünerek
koşa koşa
gittim.
Yemek
bir türlü
bitmek
bilmedi,bense
yerimde
duramıyordum.
Sonunda,"Şimdi
sana ayı
göstereceğim"dedi."Şimdi
sana ayı
vereceğim"dememişti
ama ben
ayrımsamadım
o anda.Hala
o gülünç
şapkaları
giyiyordu,hala
güler
gibi yapıyordu.
Gözünü
kırparak
çalışma
odasına
götürdü
beni,kilitli
bir
dolabı
açtı.Birkaç
şey vardı
içinde;küreğe
benzer
bir şey,
bir bahçıvan
çapası,bir
tüp.Hepsi
de garip,
gümüşsü
gri bir
tozla
kaplıydı.
Ay tozu!
 
Yüreğim
deli gibi
çarpmaya
başladı.
Elimi
uzatıp
küreği
yavaşça
tuttum,çok
hafifti,hemen
hemen
ağırlıksız
gibi.Üstündeki
toz yüz
pudrası
gibiydi.
Derimin
üstüne,ikinci
bir deri
gibi incecik
bir gümüş
tabakası
kaldı.Ayı
kendi
derimin
üstünde
gördüğümde
neler
duyduğumu
anlatmak
çok güç.Zaman
ve boşluk
içinde
yayılma
duygusuydu
belki,ya
da erişilemeze
erişerek
sonsuzluk
kavramının
ta kendisini
yakalamıştım.Bunları
şimdi
düşünüyorum,o
anda hiçbir
şey düşünemedim.Adamın
sabırsızlanmaya
başladığını
bile
fark edemezim
o ara.Sonunda
anladığımda
küreği
geri verdim.
"Teşekkürler"diye
mırıldandım."Artık
tozu alabilir
miyim?
"Birden
soğuklaştı:"Ne
tozu?"."Bana
söz verdiğin
ay tozunu...".
"Aldınız
ya"diye
karşılık
verdi."Dokunmanıza
izin verdim
ya...
"Şaka
yapıyor
sandım.Şaka
yapmadığını,küreğe
dokundurmakla
verdiği
sözü gerçekten
yerine
getirdiğine
inandığını
anlayabilmem
için bir
kaç dakika
geçti,yıllardan
uzun gibi
görünen
dakikalar.
Yoksullara
bir dükkan
vitrinindeki
değerli
taşı gösterdiklerinde
ya da
katılamayacakları
bir şöleni
uzaktan
seyrettirdiklerinde
yaptıkları
bu işte.Şaşkınlığımdan,kederimden,tutmadığı
sözü bir
tokat
gibi suratına
patlatmak,kötülüğünden
dolayı
ona
hiç değilse
sitem
etmek
aklıma
gelmedi.Tek
düşüncem:
Bu
yaptığının
çok acımasızca
olduğuna
onu nasıl
inandırabilirim?
İşte bu
umutla
ona yalvarmaya
başladım,ayın
bir parçasını
istemediğimi,
yalnızca
önceden
söz verdiği
ay tozundan
bir
lokmacık
istediğimi
anlattım
uzun uzadıya.Kendisinde
ne
kadar
çok vardı,dolaptaki
her şey
ay tozu
kaplıydı,
bunun
bir
tutamcığını
alıp bir
kağıdın
üstüne
ya da
ne bileyim
benim
derim
olmayan
herhangi
bir şeyin
içine
toplamama
izin verse;
yıllar
yılı karşıma
alıp bakabilsem
kendi
ayıma...Öteden
beri
düşlediğim
bir şeydi,
o da biliyordu
bunu,
kapris
yapmadığımı
çok iyi
biliyordu.
Ama ben
yalvarıp
yakardıkça
o sertleşti,
ağzını
açmadan
soğuk
soğuk
baktı
durdu
bana.
Sonra
gene hiçbir
şey demeden
dolabı
kilitledi
ve odadan
çıktı.
 
Olduğum
yerde
durakalmış
avucumdaki
ay tozuna
bakıyordum.
İşte elimde,avucumun
içindeydi
ay,ama
onu nereye
koyacağımı,
nasıl
saklayacağımı
bilemiyordum.En
hafif
bir dokunuş
yok
edecekti
onu.Boş
yere kafa
yordum,bir
çözüm
aradım
yitirmemek
için elimdekini.Oysa
kafam
bir sis
bulutunun
içindeydi
sanki
ve bu
sis bulutunun
içinden
bir tek
cümle
yinelenip
duruyordu.
"Yüzümden
pudrayı
silmek
gibi bir
şey olur
bu.Neyle
silersem
sileyim
yok olacak".Korkunç
bir işkenceydi.Gülünç
bir dilenme
açılışında
kalmış
olan gümüşle
örtülü
elime
son bir
kez daha
baktım,boğazımda
yumrulaşmış
ağlama
isteğini
yuttum,acı
acı gülümsedim.Ay
taa çok
uzaklardan
gelmiş,derime
konmuştu
ve ben
onu sıyırıp
atmak
üzereydim.Bir
daha hiç
almamacasına.
İsteseydim
bile böyle
avucum
açık,hiçbir
şeye dokunmadan
kalamazdım.Er
ya da
geç parmaklarım
bir şeye
sürünecekti
ve her
şey boşlukta
yok olan
duman
gibi uçup
gidecekti.Acımasız
bir
aptalın
acımasız
şakası
yüzünden!
Kızgınlıkla
yumruğumu
sıktım.
Yeniden
açtım.
Artık
avucumun
içinde
görebildiğim
tek şey
kirli,
karmaşık
ince ince
çizgilerden
örülmüş
bir tür
ağdı.Dolap
kapısına
sildim
elimi.Yapışkan
bir iz
bıraktı,upuzun
bir göz
yaşının
izi gibi.
 
Evden
ayrıldığımda
ay ışığı
vardı,geceyi
bembeyaz
aydınlatmıştı.
Dolu gözlerle
bir süre
baktım
ona, sonra
biraz
ağladım.
Düşündüm
ki,temiz
ve ak
bir şeyler
var olmaya
görsün,
onu hemen
kirletecek
birileri
çıkar.
"Sana
bir kerecik
dokunabildim"
dedim
"Bu
bile bana
yeter..
Ama lütfen
seni kirletip,
sahiplenmelerine
izin verme."
  
Oriana
Fallaci

  
Grafik
Tasarım:
Kumru
Orjinal
Midi:
Juko Ohigashi
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|