|
toprak
yolların
tozunda
öğrendik
yürümeyi
dizimiz
yara,
elimiz
bere
içindeyken
hiç
oyuncak
küreklerimiz
olmadı
bizim
ha
babam
tırnak
sallardık
derecik
kumlarına
naylon
pabuçlarımız
sevkıyat
kamyonlarımızdı
üç
adım
öteye
vızır
vızır
işleyen.

boyumuzun
yettiği
çatılardan
aşırdığımız
kiremitlerden
inşa
ederdik
"tombik"
kulelerini
mahallenin
en
büyük
tümseğini
ÒkaleÓden
sayardık
"kale
benim"der
zaptederdik
tepedekilerin
"kale"lerini
"kızdı
kızdı"larımız
vardı
saklı
kemerlerin
şaklayan
sesiyle
silahlarımız
tahtadandı,
ölmemek
için
"kıpırdama"yeterdi.
makaradan
"okatan"lar,
lastikten
sapanlarımız
vardı
birde
üfleme
borularımız...
mermileri
kağıttandı.

marifetti
eline
batırmadan
soymak
"şeker
dikeni"ni
bedavadan
şeker
bulmuşcasına
sevinirdik
gün
boyu
kolay
kolay
girmezdik
evlere
körpe
sarmaşık
yapraklarıyla
bastırırdık
açlığımızı
çağlasını
talanla
tükettiğimiz
zerdali
ağacının
gövdesinden
sızan
"bal"a
üşüşürdük
aç
bebelerin
memeye
saldırması
gibi.

sundurmalardan
yürüttüğümüz
naylon
terlikler
ya
yüz
gram
kırık
leblebi
ederdi
yahut
elli
gram
keçiboynuzu
parası
olanlar
beş
miskete
bazen
bir
elmalı
şeker
ısmarlardı
bazen
de
tornavida
ucunda
şeker
macunu.

hiç
eskimezdi
katmerli
naylon
toplarımız
"yakan
top"
"tek
vuruş",
"tek
kale"
ve
tek
top
ile
oynanırdı
bütün
bu
oyunlarımız

"aşık"
atardık,
malzemesi
koyun
dizinin
eklem
yerinden
"ilik"
oynardık
gazoz
kapaklarıyla
gazoz
kapaklarının
bir
değeri
vardı
o
zaman
yani
paramız
yoktu
ama
oyun
çoktu
bizde
"kuyu
kazmaca",
"uzun
eşek"
filan
bir
çocuk
dünyamız
vardı
ki
bizim
biz
küçücüktük,
o
dünya
kocaman.

Nevzat
Bayramoğlu
(Hürdemi)


Grafik
Tasarım:©
Kumru
Orjinal
Resim:
©Keathley
Woods
Orjinal
Midi:
©Bruce
De
Boer
  
|