| |
Canım
Kızım
;
Meğer
sanaymış
yolculuğum.
Birgün
kendime
neden
yaşadığımı
sordum.
Bir
anlamı
olmalıydı
başımdan
geçen
onca
şeyin.
Bir
karşılığım
olmalıydı
hayatta.Bu
soruyu
sorduğumda
kendime,
23
yaşımdaydım.
Ellerim
yaşlanmamıştı
henüz
ama,
soluk
soluğa
kalmış,
yorgun
bir
çocuktum.
Bildiğim
her
şeyden,
herkesten
uzaktaydım.
Yalnızlık,
yabancılık,
haksızlık..
Dünya
kederleri
bir
olmuş,
yüklenmişlerdi
bir
gece
kalbime.
Balkona
çıktım.
Dördüncü
kattaydım.
Soğuk
bir
kış
geesiydi.
Demirleri
tuttum,
caddeyi
seyrettim
ağlayarak.
Göreceksin;
insan
nasıl
acır
kendine
böyle
anlarda.
129
numaralı
otobüs
geçiyordu
ve
bir
kız
köşedeki
benzinciden
çıkmış,
elinde
bira
şişesi
ağlıyordu.
Uzundu
saçları.
Kaldırıma
oturdu,
elindeki
bira
şişesini
karşısındaki
saat
kulesine
fırlattı.
Saan
oniki
ye
on
vardı
ve
belli
ki
ikimizin
de
canı
çok
yanmaktaydı.
Annem
geldi
aklıma.
Bir
pazar
dönüşü,
elimi
avucunun
içinde
kavrayışı
ve
bana
doğumumu
anlatışı.
Yalnızmış
sancıları
geldiğinde.
Çok
korkmuş,
ya
başaramazsa
diye.
Balkona
çıkmış,
insanları
seyretmiş.
"Başka
kadınlarda
çekti
bu
sancıyı"
diyerek
ve
başka
insanların
acılarından
güç
alarak,
doğuma
girmiş.
Doğuduğumda
yaptığı
ilk
şey,
saate
bakmak
olmuş.
Saat
öğlen,
onikiye
on
varmış.
İşte
böyle
demiştim
kendi
kendime
"buraya
kadarmış"
Sonra
çilekli
pastayı,
çaldığım
vişneleri,
limonlu
dondurmayı
ne
çok
sevdiğimi
düşündüm.
Saçlarımı
uzatacaktım..
Para
biriktirip
yollara
çıkacaktım..
Ve
bir
daha
hiç
yirmiüç
yaşımda
olmayacaktım..
Büyük
kararlardan
önce
mutlaka
bir
gece
beklemeli.
Eğer
sabah
aynıysa
her
şey,
o
zaman
düşünmeli
bitirmeyi
bir
hikayeyi.
Ertesi
gün,
güneşli
bir
sabahtı
ve
çoktan
düştümşü
ruhumun
ve
kederimin
ateşi.
O
günden
sonra
neler
oldu
bir
bilsen.
Sana
anlatacak
o
kadar
çok
şeyim
var
ki..
Çok
korkuyorum;
sever
misin
acaba
beni?
İyi
bir
anne
olabilecek
miyim,
koruyabilecek
miyim
seni?
Kalbimde
ve
zihnimde
biriktirdiklerimi
eksiksiz
iletebilecek
miyim
sana?
Takvimler,
bir
sonbahar
çocuğu
olacağını
söylüyor.
Annen
de
sonbaharda
doğmuş
bir
bebekti.
Bu
mevsim
hüzünlüdür
kızım
ve
çok
sever
güneşi.
Şu
anda,
minicik
tekmelerinle
"ben
buradayım"
diyorsun.
Gelişine
az
kaldı.
Seni
sevinçle
beklerken,
odanı
hazırlıyoruz
hevesle.
Ama
ne
yazık
ki,
odan
kadar
özenli
ve
sessiz
bir
ülkeye
gelmiyorsun.
İsterdim
ki,
benim
gördüklerime
sen
şahit
olma.
Ama
onlar
sana
bile
yetişti.
Geleceği
zamanı
kendi
seçmiş
biri
olarak
güçlü,
ve
benden
de
önde
olacağını
biliyorum.
Umarım
sen
de
seversin
karıncaları,
kedileri
ve
kelebekleri.
Ben
babasını
çok
özleyen
bir
çocuktum,
dilerim
sen
ayrı
kalmazsın
seni
sevinçle
bekleyen
babandan.
Anneler
ve
babalar
tanıyacaksın
bizden
başka.
Oğluna
söz
verdiği
bisikleti
alamadığında
,
notalarla
oğlunun
adını
yazan
bıyıklı
,
yorgun
babaları,
ya
da
kendi
giyemediği
mavi
23
Nisan
elbisesini,
sabaha
kadar
uyumadan
kızına
diken
anneleri..
Sonra,
kendinden
başkasını
düşünmeyenleri,
kendi
öfkesinde
boğulanları
ve
yalancıları
tanıyacaksın.
Aşkı
tanıyacaksın
bir
gün..
Kalbin
kırılacak..
Ve
belki
kıracaksın
birilerini.
İyi
bir
tamirci
ol
kızım.
Çabuk
onar
kırdığın
kalpleri.
Ve
çaresiz
kalma
kendi
kırık
kalbinde.
Sen
şimdi
kendi
öykünü
yazmaya
geliyorsun.
Hayat,
iki
seçenek
sunuyor.
Ya
payına
düşen
kederi
paylatacaksın
ya
da
kendinle
iyi
geçinmeye
bakacaksın.
İkincisini
tercih
edersin
umarım.
Bana
öğretildiği
gibi
kızım;
Öğrendiğin
çiçek
adlarını
unutma.
Kelebekleri
kitap
arasında
kurutma.
Kin
büyütme
kalbinde
ve
incitme
kimseyi.
Dilerim
,
dünyaya
geliş
nedenini
sen
çabuk
bulursun.
Yolun
açık
olsun.
Annen

İclal
Aydın
Grafik
Tasarım
©Kumru
|
|