| |


 |
|
 |
| |
  

| |

Düşündüğümüz
zaman,
bizi
incitecek
bir
çok
detay
var
aslında.
"Günaydın"ımızı
karşılamayan
yüzler,
bir
ricamızı
bin
dereden
su
getirterek
ifa
eden
arkadaşlar/tanışlar,
trafik
kilit
olduğu
halde
kapıyı
açmayan,
"durakta
değiliz"
diye
bizi
dışarı
salmayan,
yahut
içeri
almayan
otobüs
şöförü,
otobüsün
içinde
bizimle
akbil'ini
ya
da
biletini
paylaşmayan
yolcu,
yakınlaşma
çabamızı
"Sınız"
edasıyla
püskürten
herhangi
bir
kişi,
gizlemeye
çalıştığımız
bir
utancı
ele
güne
açık
eden
akraba,
maaşımızı
kendi
cebinden
ödeyen
insan
kaynakları
personeli
vs..

Hani
bir
kapı
çıkar
karşınıza
bir
binada,
bir
yolda,
ucunda,
ortasında
kapı
olabilecek
herhangi
bir
yerde..
Sonra
siz
o
kapıdan
girersiniz
ve
hafif
kenara
kaykılıp,
arkanızdan
gelen
tutsun
diye
kapıyı
bir
müddet
elinizle
tutuverirsiniz.
Sonra
o
arkadan
gelen
"kişi"
kapıyı
tutmaya
tenezzül
dahi
etmeden,
sizi
kapıyı
tutmaya
mahkum
eden
bir
salınıverme
ve
netlikle
süzülüverir
içeri..
Ve
siz
arkasından
bakakalırsınız.
Kapı
elinizde..
Kırgınlığınızı
kızgınlığa
mı
karıştırırsınız
artık,
yoksa
şaşkınlığınızla
mı
harman
edersiniz,
orası
size
kalmış.
Duygularınız
bir
yana,
düşüncelerinizi
harekete
geçiren
bu
"an",
ister
istemez
psikoloji,
sosyoloji,
antropoloji
bilimlerine
ilginizi
artırır.
Rüzgar
gibi
geçen,
kuş
olup
uçan
varlığın
tabiatını
eşelemek
istersiniz.
Ego
mudur,
dalgınlık
mıdır,
kapı
önü
iktidar
muhaberesi
midir,
yüce
narsizm
elçisi
midir,
telaş
mıdır,
teşekkürsüzlük
humması
mıdır..
Nedir,
nedir,
nedir..
Ey
sevgili
naif
kapı
tutucuları;
kalbim
sizinle
!
Yazarı
Bilinmiyor
Grafik
Tasarım
©Kumru
 
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|