| |

| |
Hayatın
renklerini hiç düşündünüz
mü?
Mutluluğun toz pembesiyle,
mutsuzluğun simsiyahlığından
başka renk yokmuş
gibi davranırız. Bir
de renksizlik. Oysa
hayatın her dönemininin,
her döneminin renkleri
vardır.Toz pembeyle
siyah arasında doğanın
nice rengi oynaşır
durur.
İçimizden
fışkıran bir sevinç
an'ının şafak kırmızısı
nasıl da sarıverir
bizi. Her yanımız
nasıl canlı nasıl
sıcaktır. Umudumuz
birden bire kırıldığında
nasıl da soluverir.
Bir kahverenginin
kendi içinde kıvrılmış
hüznünü duyarız. Belki
de içimizde bilmediğimiz
bir ressam, nerede
oturduğunu bilmediğimiz
bir ışıkçı var. Yaşadığımız
her an'ın, her duygunun,
her düşüncenin renklerini,
ışıklarını değiştiren,
onları parlatan, soluklaştıran,
canlandıran, söndüren
bilmediğimiz varlık.

Bazen
bir günün içinde nice
renkler ardır. Limon
sarısı başlayan bir
güne,sevdiğiniz biri
bir avuç leylak rengi
katıverir, arkadan
pembelerle maviler
yarışır. Hayatınız
renklenir. Bazen de
canlı kırmızıyla başlayan
bir günümüz, tatsız
bir olayla grileşir,
sonra tatsızlıklar
düzelir, geri kalan
dilimi uçuk mavi yaşarız. Her
günümüzün içine bir
pembe noktacık koyabilmeyi,
bir tutam mavi serpivermeyi,
biraz filiz yeşili
katabilmeyi başarsak.
Nedir peki hayatımıza
biraz nenk katmak?
Alışkanlıkların içinde
kaybettiğimiz duygularımızı,
biraz canlandırmak.

Oysa
içimizin renklerini
görmeyi bilmeliyiz.Pembelerimizi
boğan nedir? Mavilerimizi
örten nedir? Beyazımızı
neler kirletiyor?
Asıl reklerimiz nelerdir?
Bizi biz yapan renkler.
Önce bu renkleri görmeyi
tanımayı başarmalıyız.
Sonra da, ayrık otların
bastığı bir çiçek
tarhı gibi bizi sarartan,
karartan renkleri
bulmayı, ayıklamayı
başarmalıyız.Bunu
yapabildiğimiz zaman,
kendi rengimiz, kendi
ışığımız, hayatın
renklerine ışıklarına
karışacak, canlanacak
parlayacaktır.

Kendimizi
günlerin süregiden
akışına bırakmazsak,
yaşama isteğimizin
farkına varırsak,kendimizi
geliştirmeyi bilirsek,
kendimizi yenilemeyi
hayata saygı olarak
görürsek, bunu başarabiliriz.
O zaman görürüz ki
biz kendi reklerimizi
bilmezmişiz, bunlara
uyan renkleri görmezmişiz.

Her
insan bir renk cümbüşüdür.
Hayatın insana verdiği
renklerden daha fazlasını,
insan hayata verir.
Doğada güneşin doğması
ve batması için bir
gün gereklidir. Ama
düşünsenize, insanın
içindeki güneşin doğması
ve batması bir günde
kaç kez olabilir. Kendi
reklerimizi göremezsek,
bu renkleri nasıl
canlı tutacağımızı
bilemezsek, her şeyi
başkalarından beklememiz
kaçınılmaz olur. Beklediklerimiz
gerçekleşmeyince de,
umutsuzluğun grisi,
siyahı bizi sarar.
Oysa güneşimiz de
dolunayımız da içimizdedir.
Renkleri karıştırmak,
açmak, koyultmak elimizdedir.
Yeter ki hiç bir şeyi
olduğu gibi kabul
etmeyelim.Hayatı kendi
renklerimizle yoğuralım,
hayata kendi reklerimizi
katalım. Bu da kendimizi,
kişiliğimizi geliştirmekle
olacaktır. Yaşama
cesaretimiz, hayatı
görebilme gücümüz,
yaratma gücümüz, ışığımızı
parlaklaştıracak,
reklerimizi ortaya
çıkaracaktır.
Unutmayalım.Hayat,
yaşama cesareti olanları
sever.

Yazarı
Bilinmiyor

Grafik
Tasarım
Kumru

|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|