Biz seninle maalesef yarınlara çatısız hayaller kurduk, gerçeklerin ortasında ne yazık ki, kanlı gibi ayrı düştük uzaklara...

Vuslata, bitimsiz, acımasız, siyah stabilize yollar set çekti. Hiç yoktan ayrı düştük dağ ceylanım.
Gözlerin aklıma gelirken, gidişin her yanımda kan çiçekleri açmıştı, bütün bedenim, kökünden kesilmiş bir çınar misali , bir anda boylu boyunca uzanmıştı.
Şairin dediği gibi "ISRAR ETMEMİŞTİN KENDİNE, BENİ SEV DİYE" ve öylece de, garip nedenlerinle sırtını dönüp gitmiştin...
Geçen zaman aşkının tek bir anını bile unutturmadı, acının bir dirhemini bile silemedi, bilakis bütün devasal heybetiyle, üzerime üzerime kederleri, varil varil boşaltmakta...
Bir gün derdinin ıstırabından soyunmak istersem, bil ki ölmüşüm, yine bir gün, gül yüzünün kamaştıran ışığını söndürmek istersem, bil ki ölmüşüm ve yine bir gün, sevdanın dayanılmaz isyanına baş kaldırmak istersem, bil ki ölmüşüm, belki de ölüm daha beyazdır diye, bilinmeyen karanlık yollara, İnce'yi sürgün etmişimdir.

Artık birlikte adımladığımız Ankara'nın, taşlı, tozlu sokaklarının ve loş ışıklı bulvarlarının her karesini, bir köpek gibi eğilip eğilip öpmekten, gidişinin yollarına göz kesmekten, döner ümidiyle ufuklara dalmaktan bitap düştüğümü söyleyebilirim, fakat bu sana seni aramaktan yıldığım anlamına asla gelmesin, ben seni, şu gördüğün musalla taşında, bir gün bütün kötülüklerden ve acılardan yanarken dahi yine seveceğim ve yine seni bir başka dünyada bekleyeceğimi söylemek isterim, her şeyin daha beyaz olduğu yerde...


Murat İnce