Bir gün aşk geçilmelidir. Dal demeti akasyalar gibi
aşk geçilmelidir bir gün. Gözler geçilmelidir.Gülüşler,
şiirler, özleyişler... Yayla kokulu çiçek olmalı bir
aşk, ama geçilmeli mutlaka.
Yaz bir kenara beni unutma. İhanete gebe düşlerin
gecelerinde çığlık çığlığa iki martı mavimsi bir solumayı
dolamışlar boyunlarına. Duygularım öylesine apseli
ki, ben sana yoruluyorum. Çatlamış topraklar gibi
bakıyorum gökyüzüne, kayan bir yıldız gibi kaçırıyorsun
gözlerini. O an dağlar oturuyor yüreğime. O benim
harcım, o benim yüreğim; sonbaharda açan, gündönümlerinde
gülen, heyula tülbentlere sarmalanmış bir sevi sıcaklığı.
Bu uzun zamandır ilk. İlk yazıyorum sana ne çok zamandır
susmuş kalemimle. Yürekçizen uykuların içinden geçip
sessizliğin sesine yaslayarak yorgun bedenimi ve "günaydın
çocuklar"ın tebessümünü hep erteleyerek öğle
vakitlerine. Marka bir umut katarı sanki her yürek;
hain,çirkef, kaypak!... Hepsini bohçaladım bulanık
nehir kıyısında. Çünkü sen denizi seversin... Deniz
ülkelerini. Uzaklara asılı kalamaz gökkuşağı. Ya da
gel diyemez ilkbahar yağmurlarına, ki eşarbını rüzgara
kaptırmıştır. Yaz bir kenara, beni unutma.
Sana yüreğimi veremedim,hissettiremedim dünyanın güzellik
dokusundan hiç bir şey . Çiçeklerle bezenmiş bir bahçenin
rayihasına kapılmanı ne çok isterdim, dilerdim ki
yağmur yüreğine, en umutsuz bir zamanda ikindi güneşi
yansısın tüm çıplaklığı ve berraklığı ile. Zaman ve
mesafelerle büyüyen çiğ kütlesi içinde yok olmaktansa
her ikisine de başta yenilmeyi anlamak, ey sevgili...
Seni nasıl bulduysam öyle yitirmek isterdim.
Yazdıklarımdan daha çoksun, okuduklarımdan daha genç.
Kapalı kitap, bitmemiş şiir. Virgülün soluk alışı,
noktanın yitik sevdası. Kelimelerin telaşı, cümlenin
tedirginliğisin. İlk kelimeden son kelimeye büyüyen
fidan, paragraf ormanında ak köpüklü çağlayan. Yapım
ekleri gibi dost, çekim ekleri gibi delişmensin. İsim
kökü gibi oğlum, fiil kökü gibi kızım. Sevdamsın divan
şiirine buram buram. Bu aşk hesaplı, çiğdem mevsimlerinde
unutma beni.
Aşkın aritmetiği mi olurmuş, yaz bir kenara, beni
unutma. Terete dört türkülerine gömülmüştür ve bu
türkülerden damıtılıp postaya verilmiştir. Vurmalı
çalgılarda en tiz sesi çıkarmıştır. Bohçalanıp satılmıştır
eskipazarlarda. Ürkmüştür, ürkütülmüştür. Öbür tarafına
dönmesi söylenmiştir; doludizgin yollara vurulmuştur.
Reyhan kokularında pelikan gözler uyutulmuştur, ayın
şavkı daha vurmadan sırtlara. Ve bazen susmuştur.
Suskunluğun alfabesi olmuştur aşkın alfabetik çocuğu.
Altın gondolu ile seyahatlere çıkmıştır, keşfedilmemiş
ülkelere. Ama mutlaka deniz ülkelerine. Yaz bir kenara.
BENİ UNUTMA...!
Osman Ejderoğlu